Posted by sanat tarihi | Posted in Türk Müziği | Posted on 28-11-2009
0
Mehter müziğinde eser besteleyenlerin hepsi mehter değildir; örneğin Hasan Can Çelebi, Şah Kulu, Gazi Giray Han bunlardan bir bölümüdür, pek çok eserin de bestekarı bilinmemektedir.
Nefiri Behram Ağa; Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman zamanında yaşadığı, nefir çaldığı, bayati makamında üç peşrevi, bir saz semaisi, hüseyni ve neva makamlarında birer peşrevi olduğu bilinmektedir. Emiri Hac; XVI. yüzyıl bestekarlarındandır. Sultan III. Murad’ın oğlu Şehzade Mehmed’in düğünü için, Mısır’dan İstanbul’a getirtilmiştir ve zurnazendir. Irak, muhayyer, neva ve buselik makamlarından dörder tane peşrev bestelemiştir. Read the rest of this entry »
Posted by sanat tarihi | Posted in Türk Müziği | Posted on 27-11-2009
0
Her saz grubunun başında bulunan ve grubu yönetenlere “ağa” denilirdi.
Davulcubaşına “baş mehter ağa”, bütün mehterlerin başına da “mehterbaşı ağa” adı verilir ve mehter, bunların yönetimi ile icra edilirdi. Program sırasında, daire şeklinde dizilen takımın ortasında “mehterbaşı ağa” dururdu. Yürüyüş sırasındaki icralarda, bu düzen değişirdi, mehterlerin “eyyam-ı adiye” ve “eyyam-ı ceng” olmak üzere iki tür gülbankı ( duası ) vardı. Uzun bir geçmişi olan mehter müziği, her yüzyılın gereğine göre gelişmiş yeni usuller ve formlar ortaya çıkacak, kendine özgü bir müzik durumuna gelmiştir.
Read the rest of this entry »
Posted by sanat tarihi | Posted in Türk Müziği | Posted on 26-11-2009
0
Ağıt; ölüm üzerine yakılmış türkülere denir.
“Ölülerin ardından ona karşı duyulan duyguları, yaşantı ve başarılarını sergilemek amacıyla yapılan nazım, söz ve müzik yapıtlarını içine alır.” “Ağıtlar, ölü başında ağıtçı tarafından okunursa, saz kullanılmaz. Ancak başka yerlerde okunursa, saz bir açış yapar ve ayakta ( karar sesinde ) kalır. Ayak tutmak, karar sesini tezene ile çıkartmaktır…” Ağıtların usullü ve usulsüz olanları ile yörelere göre belli seyir dizileri vardır. Ağıtı, Türk halk müziğinde mersiyeye verilen ad saymak doğru değildir, çünkü bu Divan Edebiyatı birimleri ile yazılan mersiyenin halk arasındaki adı olduğu kanısını uyandırmaktadır.
Read the rest of this entry »
Posted by sanat tarihi | Posted in Türk Müziği | Posted on 25-11-2009
0
İslam dini çerçevesi içinde kurulmuş olan birçok tarikat bulunmaktadır.
Aynı tarikata bağlı olanların barındıkları, ibadet ve törenler yaptıkları yerler olan tekkelerde çalınıp söylenen dinsel müziğe tekke müziği denir: ibadetlerde, raks için bestelenmiş yapıtları kapsar. Cami müziğinde hiçbir müzik aleti kullanılmazken, tekkelerde; ney, rebab, keman, kudüm, mazhar, zil ve tef gidi müzik aletleri kullanılmıştır.
Read the rest of this entry »
Posted by sanat tarihi | Posted in Türk Müziği | Posted on 24-11-2009
0
Camilerde ya da ibadet edilen başka yerlerde, kendilerine özgü biçim ve yöntemlerde, yalnız okunmak içim bestelenen, çoğu zaman bir makam çerçevesi içinde, belli bir üslupla bestelenen ritimli ve ritimsiz yapıtlardır. İslam dini çalgıyı ibadet aracı saymadığından, cami müziğinde, hiçbir müzik aleti kullanılmaz; yalnız ses için yazılmış ve bestelenmiş yapıtlar okunur.
Posted by sanat tarihi | Posted in Türk Müziği | Posted on 23-11-2009
0
Türklerin İslamiyet’i kabul edişinden sonra, sürekli olarak gelişen Türk müziği, büyük ilerlemeler kaydetmiştir.
Mutasavvuflar arasında ibadette, müziğe genellikle yer verilmiştir, raks öğesi birçok tarikatta, bir ibadet figürü olarak üsluplaşmış, bazı tarikatların simgesi durumuna gelmiştir. Mevlana Celaleddin Rumi, Mevlevilik tarikatı içinde ( raks-müzik-şiir) üçlüsünü estetik ölçülerde birleştirmiştir. Dini müziğimizin de geleneksel ölçütleri, üslup ve tavrı vardır.
Read the rest of this entry »
Posted by sanat tarihi | Posted in Türk Müziği | Posted on 22-11-2009
0
Eski yapıtlarda “ilm-i edvar” diye anılan müzik, diğer Türk devletlerine göre, Osmanlılarda daha ilerlemiş ve olgunlaşmıştır. Devletin Yapısı, yeni çevrelerle yakınlaşması, bir rahatlık ve bolluk döneminin açılmış olması, müziğin gelişme nedenleri arasında sayılabilir.
Posted by sanat tarihi | Posted in Türk Heykel Sanatı | Posted on 21-11-2009
0
Ali Hadi Bara; 1925’de Sanayi-i Nefise Mektebi’ne girmiş, 1927’de burslu olarak Paris’e gitmiş ve Bourchard ile Despiau’dan ders almıştır.
1930’da yurda dönen ve Akademi’de hocalık yapan Hadi Bara’ın figürlü heykellerinin yanında, soyut çalışmaları da bulunmaktadır. Figürsüz heykellerinde saç, lama ve çubuk gibi materyalleri kullanmıştır. Yapıtları: İstanbul-Resim Heykel Müzesi’nde- Havva ( 1929 ), Bedia’nın başı ( 1928 ), Çıplak ( Etüt ), Mareşal Fevzi Çakmak büstü ( 1936 ), Galatasaray Lisesi bahçesinde- Tevfik Fikret büstü ( 1932 ), Ahmet Rasim büstü, İstanbul Üniversitesi’nde- Atatürk başı ( 1938 ), Erkek torsu ve Demir heykelidir.
Read the rest of this entry »
Posted by sanat tarihi | Posted in Türk Heykel Sanatı | Posted on 20-11-2009
0
Türkler, çok eski çağlardan bu yana, heykel sanatında başarılı yapıtlar ortaya koymuşlardır.
Bunların, ahşap, toprak gibi dayanıksız olanları yok olmuşsa da, taş olanların bir bölümü bugüne kadar gelebilmiştiler. En eski heykel örneklerine Orta Asya sanatında rastlanılır: Orhun Yazıtları’nın bulunduğu yerde, başta Kültigin’inki olmak üzere çeşitli heykeller bulunmuştur. Bunların bir bölümü mezarların üstüne yerleştirilerek, o kişinin anısını yaşatmayı amaçlar.
Read the rest of this entry »
Posted by sanat tarihi | Posted in Türklerde Resim Sanatı | Posted on 19-11-2009
0
Türk resim sanatında soyut eğilimler, teknik ve biçim açısından iki şekilde sınıflandırılır:
Birincisi düzenli bir fırça çalışmasına ve yüzeysel geometrik bir biçim anlayışına dayanan kuralcı ve katı yaklaşım, diğeri ise; serbest fırça çalışmasına dayanan lirik, kendiliğinden, disiplinsiz, etkili yaklaşımdır. Sabri Berkel, Zeki Faik İzer, Nurullah Berk, Halil Dikmen, Cemal Bingöl, Şemsettin Arel, Arif Kaptan ve Hamit Görele daha çok geometrik kuruluşlara, düz yüzeylere, sert ve açısal biçimlerle çalışan soyutçular arasında yer alırlar.
Read the rest of this entry »