İtiraf-teÅŸhir kervanına Zeynep Özal da katıldı, ‘Bir Kadın Birkaç Hayat’ kitabıyla. İstenen bu muydu bilmiyorum ama, ‘Ne kadın be…’ dedirtiyor. Dur durak bilmeyen bir skandallar kraliçesi var karşımızda. Zaten kitap ek ve yeni skandallar ön tanıtımıyla geldi. O bir ÅŸey söylüyor, öte tarafta söylediÄŸinin bambaÅŸka uzantıları çıkıyor. Belli ki söyledikleri eksik, kurmaca vs. Ve kitabın kapağında bir bant: Sansürsüz! Acaba?
Bundan önce, insan neden kendini yazar, yazdırır sorusuna yanıt aramak gerekiyor. SaÄŸlığında babası Turgut beyi, ÅŸimdi söyledikleriyle annesi Semra hanımı ve ailenin diÄŸer üyelerini çileden çıkarsa da Zeynep hanım bence Özal ailesinin en has, en hakiki temsilcisi. Babasının siyasetçi, anasının ‘first lady’, büyük kardeÅŸi Ahmet’in iÅŸadamı kimliÄŸiyle Türkiye’ye getirip dayattığı ‘tabu devirme’ misyonunu o sürdürüyor.
‘Bir Kadın Birkaç Hayat’la belki ÅŸaşıracaksınız ama karşımıza trajik bir durum çıkıyor. Doymak bilmeyen müthiÅŸ bir açlık sergiliyor Zeynep Özal. Lise yıllarında Hafta Sonu gazetesinin ‘mektup arkadaşı’ köşesinden edinilen sevgili, Amerika’da bir baÅŸkası, Türkiye dönüşü eski mektup arkadaşıyla yeniden buluÅŸma, sözlenme, erkek tarafının çocuÄŸu İngiltere’ye postalayarak iÅŸi bozması, hemen ardından bir baÅŸkasıyla evlilik, 19 yaşında… Kısır koca sendromu, bu arada butik iÅŸletmeciliÄŸi, iÅŸyerinde
silah saklama, para toplama vb. dahil ülkücü harekete aktif destek. Ülkücü ÅŸeflerden birinin evli olmasına karşın Zeynep’e göz koyup kaçırması, sonuç alamayınca dükkânını kundaklatması… ANAP’ın kuruluÅŸ sürecinde Turgut Özal Side’de karargâh kurmuÅŸken Zeynep’in orada tanıdığı diskotek iÅŸletmecisiyle flörtü. Partiye bağış yemeÄŸinde karşılaÅŸtığı Adnan Güngör’e ilk görüşte aÅŸk… Diskotekçi sevgiliyle onun arasında mekik dokuma…
Derken Bodrum ve Asım Ekren’e de aynen ilk görüşte tutulma. Kaçma, kovalama, evlilik. Adnan Güngör’e yeniden dönüş… Trafik baÅŸ döndürücü. Ama o daimi insan, sevgi, erkek, aÅŸk arayışının açlığının içindeki Zeynep Özal, tamamen ‘teflon’: Hiçbir ÅŸey ve hiç kimse onun üstünde durmuyor, iz bırakmıyor. Geliyor, geçiyor, akıp gidiyor.
Sanki ÅŸunu söylüyor: Aah ah, babam müsteÅŸar, baÅŸbakan, cumhurbaÅŸkanı olmayacaktı ki, ben ne biçim yaÅŸayacaktım! Evet de babanın iÅŸte o konumu olmasa, kim takıyor ki Zeynep’i?
***
Takma-takılma meselesi en az açlık kadar belirgin. Kitap belki de doÄŸrudan doÄŸruya bu meselenin ürünü. Artık 50’sini bulmuÅŸ bir insandan, bir kadından söz ediyoruz. İktidar, ikbal demleri çoktan geride kalmış. Dış destekle; ’statü’yle var olan albeni de gitmiÅŸ. Ve içeriden yükselen
‘Hiçbir ÅŸey yaÅŸamadım ki’ haykırışı.
O noktada cesur bir ‘operasyon’ geliyor gündeme: Estetik operasyon! Sharon Stone’un izinden gidiÅŸ, kendisi öyle söylüyor. Zorla güzellik olmaz, diyenler dehÅŸetle yanıldılar bu devirde. Daimi gençlik ve güzellik, mecburi. Televizyon programlarının, lotaryaların malzemesi ‘BambaÅŸka Biri’ olma arayışı, ihtiyacı.
Zeynep Özal o yolu izliyor. O ÅŸimdi bir ‘proje’. Ajda Pekkan’ı ve daha bilmem kimleri -bu arada Özal ailesini de Paris’e taşıyan, güzellik yarışmaları organizatörü, menajer Erkan Özerman’ın projesi. Operasyon sonrası magazin basınına ‘cesur’ fotoÄŸraflar vermek, bir gazeteci ısmarlayarak anılarını yazdırmak, kitabın çıkışı öncesinde gazete haberleri, TV programlarıyla ‘olay’ anonsu… Projenin bütün aÅŸamaları profesyonelce uygulanıyor.
Tabu deviren Özallardan Zeynep’in tümüyle standart program dahilinde sahne alışını izliyoruz. Mecburi, cesur, kurban, aktör, fail.