Türkiye’de ‘normal ÅŸeyler’ de oluyor! Ancak normalleÅŸme o kadar zaman alıyor ki, gerçekleÅŸince normal deÄŸil olaÄŸandışı, olaÄŸanüstü sayılıyor. BaÅŸka bir deyiÅŸle evrensel ‘asgari’ler, olup çıkıyor bizde toplumsal
‘azami’ler…
ÖrneÄŸin TBMM’de Kürtçe yemin ettiÄŸinden beri 10 yıl hapis yatan Leyla Zana, (nihayet) serbest bırakıldığında çok seviniyoruz. Çoktan olması gereken epeyce gecikmeyle olunca, olaÄŸanüstü iyi, olaÄŸandışı güzel buluyoruz. Ama zaten, Leyla Zana ve kaderdaÅŸlarının da TBMM kürsüsüne Kürtçe BİR yemin etmek için deÄŸil, MİLYONLARCA Kürt’ün hakkını savunmak ve sorunlarını çözmek için çıktıklarını anlamaları ve: ‘Türklerin ve
Kürtlerin ortak coÄŸrafyası bu ülkeden’ normal söz edebilmeleri için 10 yıl gerekiyor!
10 yıl önce, Leyla Zana ve meslektaşlarıyla aynı kafa çizgisindeki
İspanyol Bask ayrılıkçısı Herri Batasuna partisinden üç temsilcinin, hemen aynı tarihte, seçildikleri ulusal parlamento kürsüsünden İspanyolca değil Baskça yemin ettikleri için yalnızca milletvekillikleri düşüyor.
Oysa Leyla Zana ve DEP’liler, o kadar uzun zamandır hapiste yatıyorlar ki, bizler (en azından ben) kendilerine yöneltilen suçlardan hangisi için hapis yattıklarını unutuyor, salt yemin faslını anımsıyoruz. Ama zaten Leyla Zana ve DEP milletvekilleri de, 10 yıl önce düşünmeleri ve konuÅŸmaları gerektiÄŸi gibi düşünüp konuÅŸmayı, 10 yılda öğreniyorlar!
Bu arada, yaptıkları bir yanlışa karşı uğradıkları haksızlık ve işledikleri
suça karşı çektikleri orantısız cezanın yol açtığı adaletsizlik, Türkiye’ye karşı yalnız Kürtçe bir yemin deÄŸil, 10 yıl süreyle
72 dilden muhalif bir yayına mal oluyor. Leyla Zana ve arkadaÅŸlarının da 10 yıllık yaÅŸamına…
Ve bu 10 yılda Kürtlere demokratik kimlik ve kültürel haklarını tanımamakta direnen, bu direncin beslediÄŸi bir savaÅŸta on binlerce ÅŸehit, yüz binlerce vücut ve kafa gazisi veren Türkiye, 10 yıl önce maliyeti çok daha düşük olacak bir kararı, nihayet alıyor. Olması gereken demokratik yapıya, 10 yıl gecikmeyle kavuÅŸuyor. Ve tabii ki AB’nin zoruyla. Öyle kendiliÄŸinden falan deÄŸil.
Ama bu sırada Türkiye’de, tıpkı 10 yıl önceki gibi günde iki kez elektrikler kesiliyor. Tıpkı 10 yıl önceki gibi, hastaneler duruyor, saÄŸlık ocaklarındaki aşılar bozuluyor. Çocuklara bozuk aşılar yapılıyor, 10 yıl önceki gibi. Acaba TÜPRAÅž özelleÅŸtirilemediÄŸi için midir, yoksa ‘kesintisiz elektrik hakkı’ Kopenhag Kriterleri arasında sayılmadığı için mi?
Ama bu sırada yeryüzünün kuÅŸ uçmaz kervan geçmez bir ucundaki Savannah’ta da G-8 zirvesi yapılıyor. Dünyanın tepesindeki G Sekiz, eteklerindeki Äž Altızı da toplantıya çağırıyor. Sert geliÅŸmiÅŸ sekiz lidere uçaktan iniÅŸlerinde kırmızı halılar serilir, marÅŸlar çalınırken; yumuÅŸak geliÅŸmiÅŸ altızlar betonda yürütülüp bandosuz mızıkasız karşılanıyorlar. Ne tesadüf,
Äž altızların tamamı, MÜSLÜMAN ülke liderleri. Ne tesadüf, G sekizlerin ikisi putperest, diÄŸerleri Hıristiyan… Ne tuhaftır ki zirvenin Äž-6 konuÄŸu arasında yer alan Türk BaÅŸbakan, kaderdaÅŸları beÅŸlinin gölgesine bile sahip olamadığı ‘laik demokrasi’ (yemek) tarifi vermek için çaÄŸrılıyor, G-8 toplantısına, yan kapıdan. Kaderin cilvesine bakınız ki, Türk BaÅŸbakan’ın yardımcısı ve DışiÅŸleri Bakanı Abdullah Gül ise, daha iki hafta önce, Türkiye’nin Irak’a dair hazırladığı metinde CHP’nin ‘Irak’ta laik demokrasi’ önerisinin yer almasına ‘Irak anayasasında laiklik yer almıyor’ gerekçesiyle karşı çıkmış; ‘Ama laiklik olmadan demokrasi olabileceÄŸine inanıyor musunuz?’ sorusuna, ‘Olur, inanıyorum’ yanıtını vermiÅŸ bulunuyor.
Nah olur.
Ama laiklik olmadan demokrasi olamayacağının anlaşılması için, Türkiye’nin buna da bir 10 YIL harcaması gerekiyor iÅŸte.
Düşe kalka, çarpa dura, seke tökezleye, vura vurula öğrenmeye ne diyorlardı? Kültürsüzlük mü dediniz? Yetersizlik mi, köylülük mü, hamlık mı, ne?